Miami Kazasında Kritik İletişim Eksikliği: NTSB Ön Raporunu Yayımladı
Miami Uluslararası Havalimanı'nda (MIA) 6 Eylül 2026 tarihinde yaşanan ve beş kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan 21 Air kazasına ilişkin Ulusal Ulaşım Güvenlik Kurulu (NTSB), ön raporunu yayımladı. Amazon Air adına uçuş gerçekleştiren 21 Air'e ait 32 yaşındaki Boeing 767-33A(ER) tipi kargo uçağının pistten çıkmasına yol açan olaylar zincirine dair önemli bulgulara yer verilen raporda, en dikkat çekici detaylardan biri, hava trafik kontrol kulesi tarafından mürettebata iniş öncesi gerekli rüzgar bilgisinin sağlanmamış olması olarak öne çıktı.
Kazaya İlişkin Kritik Bulgular ve İletişim Eksikliği
NTSB'nin ön raporu, kazanın temel nedenlerine ışık tutarken, özellikle hava trafik kontrolü ile uçuş ekibi arasındaki iletişime odaklanıyor. Rapora göre, yerel kontrol güney (LCS) operatörü, uçağa iniş izni vermesine rağmen, rüzgar yönü ve hızı hakkında bilgi aktarımında bulunmadı. Federal Havacılık İdaresi (FAA) talimatlarına göre, kuyruk rüzgarı bileşeni mevcut olduğunda bir pistin kullanımına izin verilirken hem rüzgar yönünün hem de hızının belirtilmesi zorunlu kılınıyor. İlginç bir şekilde, iniş izninden yaklaşık dört dakika önce, başka bir uçuş rüzgar bilgisi istediğinde LCS, rüzgarın 190°'den 19 knot hızla estiğini ve 22 knot'a kadar şiddetlendiğini bildirmişti.
Uçuş kayıt cihazı verileri, kazadan önceki anlara dair de çarpıcı detaylar sunuyor. Raporda, uçağın birinci pilotunun (First Officer) iniş hızının “çok yüksek” olduğuna dair uyarıları duyulurken, kaptan pilotun uçağı kumanda eden kişi olduğu belirtiliyor. Ayrıca, inişten önceki 17 saniye içinde, uyarı sistemleri beş kez “çok alçak arazi” ve iki kez “alçalma oranı alçalma oranı” şeklinde sesli ikazlar vermişti. Boeing 767-33A(ER) uçağı, pist 30 eşiğini yer seviyesinden 105 feet (AGL) irtifada ve 177 knot yer hızıyla geçerken, eşikten yaklaşık 3,750 feet sonra, 160 knot yer hızıyla yere temas etti. 9,360 feet uzunluğundaki pistin sadece 2,730 feet'lik kısmı uçağın durması için kalmıştı.
İniş anında ise kritik sistemlerin devreye girmediği gözlemlendi. Uçuş veri kaydedici (FDR) verileri, hız frenlerinin (speed brakes) kapalı kaldığını ve itki ters çeviricilerinin (thrust reversers) açılmadığını gösterdi. Tekerlek frenleri 146 knot yer hızında manuel olarak uygulandı, ancak yaklaşık sekiz saniye sonra 120 knot hızda serbest bırakıldı ve motorlar pas geçme (go-around) itkisine yükseltildi. Bu noktada uçağın önünde sadece 930 feet pist kalmıştı. Dört saniye sonra motor itkisi tekrar rölantiye düşürüldü ve tekerlek frenleri 117 knot hızda yeniden uygulandı. Ancak bu çabalar yetersiz kaldı ve uçak 113 knot yer hızıyla pistten çıkarak pist 30'un kuzeybatı ucundaki lokalizer ve MALSR (Yaklaşma Işıkları Sistemi) yapılarına çarptı. Pistten çıkan uçak, bir Ford Econoline aracına çarparak beş kişinin ölümüne ve iki kişinin ağır yaralanmasına neden olurken, bir Toyota SUV içerisindeki bir kişi de ciddi şekilde yaralandı.
Havayolunun Açıklaması ve Soruşturmanın Geleceği
21 Air, CNN'e yaptığı açıklamada ön raporu incelediklerini ve NTSB ile soruşturma sürecinde yakın işbirliği içinde olduklarını belirtti. Havayolu sözcüsü, kazadan bu yana odak noktalarının etkilenen herkese destek sağlamak olduğunu, yaralılara ve hayatını kaybedenlerin yakınlarına kaynaklar sunduklarını ifade etti. Ayrıca, “Tespit edilen gerçeklere dayanarak güvenliğimizi artırmak için tüm uygun önlemleri alacağız” mesajını verdi. Bu açıklama, havayolunun güvenlik standartlarını gözden geçirme ve olası eksiklikleri giderme konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor.
NTSB'nin, bu tür karmaşık kazalarda detaylı analizler yaparak nihai raporunu yaklaşık bir yıl içinde yayımlaması bekleniyor. Bu nihai rapor, kazanın tüm yönlerini kapsayacak ve havacılık endüstrisi için önemli dersler ve tavsiyeler içerecektir. Olay, havacılıkta insan faktörünün, iletişim protokollerinin ve acil durum prosedürlerinin ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.


