Küresel jet yakıtı tedarik zincirinde İran Savaşı kaynaklı artan endişeler, havacılık sektöründe operasyonel güvenliğin önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu bağlamda, Avrupa'nın en yoğun havalimanlarından biri olan İstanbul Havalimanı (IST), yakıt depolama kapasitesini rekor seviyeye çıkararak olası krizlere karşı stratejik bir hamle yaptı. Havalimanı, mevcut 350 milyon litrelik jet yakıtı stokuyla, dışarıdan yakıt ikmali yapmadan yaklaşık üç hafta boyunca tüm uçuş operasyonlarını sürdürebilecek bir güce ulaştı.
İngiltere'nin saygın gazetelerinden The Telegraph'ta Christopher Jasper imzasıyla yayımlanan habere göre, İstanbul Havalimanı'nın bu devasa yakıt rezervi, Avrupa'nın bir diğer önemli merkezi olan Londra Heathrow Havalimanı'nda (LHR) depolanan 50 milyon litrelik miktarın tam yedi katına denk geliyor. Heathrow'un mevcut stokları yalnızca üç günlük operasyonları karşılarken, İstanbul Havalimanı'nın bu geniş rezervleri, özellikle yaz aylarında yolcu trafiği açısından Heathrow'u geride bırakarak Avrupa'nın zirvesine yerleşen İGA İstanbul Havalimanı için kritik bir avantaj sağlıyor.
İstanbul Havalimanı Üst Yöneticisi (CEO) Selahattin Bilgen, küresel tedarik koşullarını yakından takip ettiklerini ancak piyasanın her gün değişmesi nedeniyle sürecin yönetiminin oldukça zorlaştığını ifade etti. Bilgen, bu stratejik yatırımlar sayesinde İstanbul Havalimanı'nın diğer havalimanlarına kıyasla daha avantajlı bir konumda olduğunu düşündüklerini vurguladı.
Yakıt Güvenliğinde Stratejik Adımlar
İstanbul Havalimanı'nın yakıt güvenliğini pekiştiren unsurlar sadece geniş depolama kapasitesiyle sınırlı değil. Havalimanı, kendisine ait limanı sayesinde çok büyük petrol tankerlerinin yanaşmasına imkan verecek şekilde taranmış bir altyapıya sahip. Bu sayede Kuzey ve Güney Amerika ile Batı Afrika gibi farklı coğrafyalardaki kaynaklardan doğrudan deniz yoluyla yakıt tedariki sağlayabiliyor, bu da tedarik zincirini önemli ölçüde çeşitlendiriyor. Ayrıca, Azerbaycan devlet petrol şirketi tarafından işletilen bir rafineri de dahil olmak üzere Türkiye'deki yerel rafinerilerden de jet yakıtı temin ediliyor. Hatta bazı ihracata yönelik yakıt miktarlarının, Türkiye'deki havalimanlarına tedarik edilmek üzere yeniden yönlendirildiği belirtiliyor.
2018 yılında hizmete açılan İstanbul Havalimanı'nın ilk planlamasında 50 milyon litre yakıt depolama kapasitesi öngörülürken, projenin geliştirme aşamasında bu kapasite önemli ölçüde artırıldı. Bu yatırımın, havalimanının yıllık yolcu kapasitesini artırma hedefiyle paralel ilerlediği biliniyor. Bu yıl yaklaşık 86 milyon yolcuya hizmet vermesi ve Heathrow'u az farkla geride bırakması beklenen İstanbul Havalimanı'nın uzun vadeli hedefi ise yıllık 120 milyon yolcu kapasitesine ulaşmak. CEO Bilgen, ihtiyaç duyulması halinde ilave depolama tanklarının planlanandan daha erken kurulabileceğini ve bu sayede yakıt rezervlerinin bir aydan uzun süreli operasyonları karşılayabilecek düzeye ulaşabileceğini de ekledi.
Küresel Tedarik Zinciri Zorlukları ve Diğer Havalimanları
İstanbul Havalimanı'nın bu proaktif yaklaşımı, küresel havacılık sektöründeki yakıt tedarik zorluklarının bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Örneğin, Londra Heathrow Havalimanı, yakıt tedarikinde İngiltere'nin büyük bölümünü kapsayan bir jet yakıtı boru hattı ağına doğrudan bağlantının yüksek düzeyde tedarik güvenliği sağladığını ve bu nedenle büyük miktarlarda yakıtı sahada depolama ihtiyacını azalttığını belirtiyor. Heathrow, 2019'da demir yoluyla yakıt teslimatına da başlamış durumda.
Ancak, İngiltere'nin kerosen üretim kapasitesinin sınırlı olması ve İran Savaşı öncesinde ülke havalimanlarının yakıt ihtiyacının yüzde 65'ine kadarının Körfez bölgesindeki rafinerilerden karşılanması, bu modelin de risklerini ortaya koyuyor. ABD üretimine artan bağımlılık ise ABD Başkanı Donald Trump'ın iç piyasada fiyatları düşük tutmak amacıyla dizel ihracatına yasak getirebileceğine ilişkin açıklamalarıyla yeni bir risk unsuru haline geldi.
Havalimanlarının yakıt tedarikinde karşılaşabileceği sorunlar, Almanya'daki Frankfurt Havalimanı (FRA) örneğiyle de somutlaşıyor. Frankfurt Havalimanı'nın 186 milyon litre yakıt depolama kapasitesi bulunmasına rağmen, Ren Nehri'ndeki su seviyelerinin düşmesi nedeniyle yakıt mavnalarının nehirde seyrüsefer yapamaması, boru hattı üzerinden sağlanan yakıt miktarını olumsuz etkiledi. Bu durum, yüksek depolama kapasitesinin yanı sıra, yakıtın havalimanına ulaştırılmasını sağlayan lojistik altyapının da operasyonların kesintisiz sürdürülmesinde ne denli belirleyici olduğunu gözler önüne serdi. İstanbul Havalimanı'nın hem depolama hem de tedarik çeşitliliği konusundaki yatırımları, bu tür küresel ve bölgesel risklere karşı önemli bir kalkan oluşturuyor.