ABD Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu (NTSB), 6 Eylül 2026 tarihinde Miami'de meydana gelen 21 Air'e ait Boeing 767 tipi uçağın karıştığı kazaya ilişkin ön raporunu kamuoyuyla paylaştı. Yayımlanan bu rapor, kazanın seyrine dair yeni ve çarpıcı detayları gün yüzüne çıkarırken, özellikle iniş anındaki operasyonel süreçler ve hava trafik kontrolörünün rolüne dair önemli bulgular içeriyor. Bu bulgular, havacılık emniyet protokollerinin titizlikle uygulanmasının ne denli kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
İniş Anındaki Kritik Sekans
NTSB raporuna göre, kazaya karışan Boeing 767, Miami Uluslararası Havalimanı'nın 30 numaralı pistine yaklaşık 160 knot yer süratiyle teker koydu. İniş, pistin orta kısımlarına yakın bir noktada gerçekleşirken, uçağın hız kesici (speed brake) ve itki ters çevirici (thrust reverser) sistemlerinin devreye girmediği tespit edildi. Teker frenleri ise yaklaşık 146 knot hızda uygulanmaya başlandı, ancak yaklaşık 8 saniye sonra serbest bırakıldı. Pistin sonuna yaklaşık 930 feet kala, motorlar kısa bir süreliğine pas geçme (go-around) gücüne çıkarıldı. Ancak uçak, yaklaşık 113 knot hızla pistten çıktı ve pist sonundaki ekipmanlara çarparak durabildi.
Hava Trafik Kontrolünden Kritik Rüzgar Bilgisi Eksikliği
Ön raporun en dikkat çekici bulgularından biri, hava trafik kontrolörünün, iniş sırasında mevcut olabilecek kuvvetli arka rüzgar (tailwind) hakkında pilotları bilgilendirmediği yönünde. Federal havacılık kuralları, bir piste iniş izni verilirken arka rüzgar bileşeni mevcutsa, rüzgarın yönü ve hızının pilotlara bildirilmesini zorunlu kılıyor. NTSB, bu kurala uyulmadığını belirterek, bu durumun kazanın gelişimindeki potansiyel etkilerini araştırmaya devam ediyor. Kurul, yayımlanan bu bilgilerin bir ön rapora dayandığını ve kazanın nihai nedeninin henüz kesin olarak belirlenmediğini vurgularken, soruşturmanın çok yönlü bir şekilde sürdüğünü belirtti.


